Yazılım Dünyasında 2022 trendleri

\\\"...Özellikle adaptasyon ihtiyacı ile birlikte gelen iş/özel yaşam dengesi, psikolojik ve sosyolojik faktörler bu alanlarda yeni çözümler geliştirmemizi gerektiriyor. Gelişmiş birkaç ülkede tecrübeli çalışanların işlerini bırakarak ya da daha az stresli, hafif iş yükü olan işlere geçerek, şehirlerden kırsala göç ettiğini okumuşsunuzdur...\\\"


  • 18 Mart 2022

Ahmet Aygün

Tech Lead

Yazılımcılar olarak son 30 yıldır, finanstan sağlığa, otomotivden eğitime, gündelik ticaretten sanayiye kadar pek çok alandaki değişimi, bazen yenilikler ve icatlar bazen de daha verimli süreçler ile şekillendiriyoruz. Bu sebeple dil, framework ve metodoloji özelinde kalmadan biraz daha geniş açıdan düşünelim derim.

Geleceğin Çalışma Şekilleri (Future of Work)

Genel kanının aksine uzaktan çalışma ya da evden çalışma yeni bir olgu değil. Sadece mücbir sebeplerle daha çok yaygınlaştı ve bazı yenilikçi liderlerin yıllardır kurumlarını ikna edemediği değişimi küresel pandemi hepimize benimsetti.

İster üç kişi olun ister on bin kişi, organizasyonel yapılanma, işgücü planlama, üretim verimliliği gibi konular öncesi olmakla beraber, yaygın olarak sanayi devriminden bu yana insanoğlunun üzerine kafa yorduğu konular. Gelecekte de bunun devam edeceğini düşünüyorum.

Özellikle adaptasyon ihtiyacı ile birlikte gelen iş/özel yaşam dengesi, psikolojik ve sosyolojik faktörler bu alanlarda yeni çözümler geliştirmemizi gerektiriyor. Gelişmiş birkaç ülkede tecrübeli çalışanların işlerini bırakarak ya da daha az stresli, hafif iş yükü olan işlere geçerek, şehirlerden kırsala göç ettiğini okumuşsunuzdur. Ya da Türkiye ve benzeri ülkelerde olduğu gibi bazı meslek gruplarının yüksek sayılarda başka ülkelere göç ettiğini gözlemlemişsinizdir. İstihdam açığı vb. durumlarda bu göçler sebebiyle yaşanan değişimi takip etmekte fayda var.

Geleceğin Finansı

Blockchain teknolojilerinin uzun süredir en çok kullanıldığı alan finans. Merkezi ya da merkeziyetsiz fark etmeksizin büyük oranda finansal kaynakların bu yöne aktığı birkaç yıla şahit olduk. Her yeni alanda olduğu gibi burada da birçok yeniliğe, değişikliğe şahit olacağız. Özellikle aracısız (p2p) ödeme ve borç verme protokollerinin geleceğinin şekillendiği

yılların henüz başlarındayız. Bankalar gibi aracı kurumları bertaraf etmenin pozitif ve negatif etkilerini gözlemlemenin geleceğe dönük kararlar alırken fayda getireceğine inanıyorum.

Benzer şekilde finans alanında yeni gelişecek regülasyonlarla beraber birçok yeni regülasyon teknolojisine (RegTech) ihtiyacımız olacak. Sadece finansal ürünlerde değil, burada da yeni gelişen bir pazar görüyorum.

Küresel İşgücü

Eğer Türkiye’de ya da benzeri bir ekonomide iseniz, emeğinizin küresel olduğunu ve ürettiklerinizin küresel olabileceğini lütfen unutmayın. Kurumların ihracatı elbette güzel bir şey ama bireysel olarak da ihracat yapabiliriz ve yapıyoruz.

Eğer emeğinizi küresel pazara henüz taşımadıysanız vakit kaybetmeyin derim. Sadece bireysel ekonominize değil, aynı zamanda ülke ekonomisine de katkıda bulunduğunuzu, ülkesini ve milletini sevenler olarak sizi takdir etmemiz gerektiğini -bu konuda negatif yorumlar dahi duysanız- lütfen unutmayın.

Hangi alanda kendimi geliştirmeliyim?

AI, ML, bulut, mikroservisler, OOP/FP/RP, serverless gibi alanlar mı? React mı Vue mü, Flutter mı React Native mi, Go mu Rust mı, no-code mu?

Para akışını ve ihtiyaçları takip edin. Mesleki tatminin yüksek olduğu, emek sarf ederken keyif aldığınız alanlara bakın.

Öğrenmeyi, bildiklerinizi unutup baştan başlamayı, internette sonuca hızlı ulaşmayı, akıllıca sorular sormayı, faydalı geri bildirimler vermeyi ve almayı öğrenin. Faydalı geri bildirim almak için doğru soruları sormak önemli, alırken de verirken de bir insanın ya da işin daha iyi, daha verimli bir sürümüne nasıl ulaşabileceğinizi düşünün.

Endişelerle boğuşmak yerine harekete geçin, sonrasında duruma göre adapte olursunuz. Eğer içinde bulunduğunuz duruma adapte olabilirseniz, orta ve uzun vadede yukarıdakiler arasında yapacağınız seçim inanın ki fark etmez. Çünkü ihtiyaçlarla beraber siz de değişeceksiniz ve gelişeceksiniz. Her ihtiyacın ya da sorunun bir tek çözümü yok, önemli olan bir çözüm üretmek ve gerektikçe iyileştirmek.

Birkaç paragrafta özetlenemeyecek kadar geniş bir sorun ve çözüm uzayında çalışıyoruz. Bu yazı yayımlandığında eleştirilerinizi ve düşüncelerinizi bizimle paylaşmayı unutmayın.

Ahmet Usta

Founder

2022 Blockchain Trendleri

Pandeminin gölgesinde geçirdiğimiz iki yıl boyunca Blockchain teknolojileri bir kez daha rüşdünü ispat ederek, daha fazla sektöre ve hayata dokunmaya devam etti. Kripto para piyasalarının fırtınalı belirsizlikleri, devletlerin ve kurumların bu alana daha fazla girmesi ile bir nebze olsun çehresini değiştirmeye başladı. 2022 yılı ise daha fazla yasal düzenlemenin hayatımıza girdiği bir dönem olacak. Bu yasal düzenlemelerde risk almayı sevmeyen yapıların yenilikçi fikir ve projeleri engelleyici, en azından yavaşlatıcı adımlar atması kaçınılmaz ancak diğer yandan bu düzenlemeleri yeni fırsatlar yaratmak için kullanacak ülkelerin isimlerini daha fazla duymaya başlayacağız. Özellikle kripto paraların geleneksel sistemlere entegre olmaya başlaması, DeFi gibi uygulamaların geleneksel kurumlar tarafından benimsendiği yeni iş modellerini hayatımıza katma potansiyeline sahip.

Uzun yıllardır çivisini arayan çekiç gibi ele aldığımız Blockchain teknolojisinin, kripto paralar dışında gerçek hayattaki en önemli uygulama alanlarından birisi ise NFT’ler olmaya başladı. 2021 bir keşif ve yükseliş trendi sunarken, NFT uygulamaları 2022 yılı içinde sadece birer koleksiyon objesi olmaktan çıkarak ayağı yere basan iş modelleri ile güçlendirilmiş çözümlere dönüşecek.

Her ne kadar şimdilik bir reklam ve pazarlama söylemi olmaktan öteye geçemese de Metaverse, Blockchain teknolojisi ile gerçek anlamda potansiyelini bulan bir kavrama dönüşmeye namzet. Üç boyutlu evrenler, sanal toplantı odaları… Bir süre için bunları kenara koyalım; bir dijital varlığın mutlak sahipliğini şifreleme (kriptoloji) ile garanti altına alan blockchain teknolojisi sayesinde insanlar ve işlemeler dijital varlıklarını özgürce farklı projeler arasında taşımaya başlayacaklar. Bu öylesine büyük bir evren ki beraberinde getirebileceği seçenekler hayal gücümüzün bile ötesinde imkanları bizlere sunabilir. 2022 bu iş modellerinin keşfedildiği ve dijital alemde açık sahiplik ve yaşam standartlarının belirlenmeye başladığı bir dönemin kapılarını aralayacak.

Tüm bu gelişmeler ışığında gözden kaçmaması gereken en önemli husus, madalyonun bir diğer yüzü olduğu. Blockchain teknolojisi ve buna bağlı iş modelleri hayatlarımızı daha özgür ve bağımsız kılma potansiyeli sunsa da yanlış ellerde mutlak bir tarassut ve tahakküm aracına dönüşebilir. İnsanlığın ortak aklının -ki maalesef sabıkalı geçmişi ile pek de bilge olmadığını bizlere defalarca gösterdi- bu süreçten fayda ve değer üretecek sonuçlar ile çıkmasını temenni etmeliyiz. 2022 kendi dinamikleri içinde bu sürecin nereye gideceğine doğru da bizleri ipuçları verecektir.

Altuğ Bilgin Altıntaş

Business Agility Engineer

1 — Bulut yapılar üzerinde çalıştırılan mikroservislerin çalışma maliyetleri gün geçtikçe artıyor ve artmaya devam da edecek.(Kaynak: https://webrazzi.com/2021/12/30/microsoft-subat-ayinda-azure-fiyatlarina-yuzde-68-zam-yapacak)

Bu sebepten dolayı Java üzerinde kod geliştiren organizasyonların “Effective Java” yaklaşımlarına daha fazla dikkat edeceklerini öngörüyorum. Artık nesneye yönelik programlamanın ötesinde “Bulut Faturası Odaklı” kod geliştirme devrinin ön planda olacağını bekliyorum.

2–2022 yılında bulut yapılarının getirdiği ciddi maliyetlerinden dolayı geriye dönüş hikayelerini daha sık duyabiliriz. Özellikle kurumsal uygulamaların şirketlerin kendi veri merkezlerinde daha uygun maliyetle hizmet vermeye başlaması söz konusu olabilir. Mevcut monolotik kurumsal uygulamaları mikroservis mimarisine dönüştürüp, bulut yapılarda çalıştırmanın beklendiği kadar fayda getirmediğinin anlaşılacağı bir yıl olmasını bekliyorum. Özetle 2022 yılı, tekrardan yalın monolitik uygulamalara dönüşün yaşanabileceği bir yıl olabilir.

3 — Spring Native‘in Graal VM ile işbirliğini ve entegrasyonunu çok önemli buluyorum. 2022 yılında Spring Native‘ın Beta sürümünden çıkmasını bekliyorum. Uygulamaların hızlı ayağa kalkması, ölçeklemenin önündeki en büyük engellerden bir tanesi. Spring Native projesinin avantajları için: https://docs.spring.io/spring-native/docs/current/reference/htmlsingle/

4 — Graal VM’in sadece native compilation özelliğiyle bilinmesinin kendisine büyük haksızlık olduğunu düşünüyorum. Sadece Graal VM üzerine geçiş yaparak %30’a yakın performans artışı sağlayan uygulamaların var olduğunu biliyorum. Elbette bu “Graal VM iyidir, sorgusuz sualsiz geçin” demek değil ama 2022 yılında Graal VM’e dair bu farkındalığının artacağına inanıyorum.

4 — Lombok projesi yıllardır birçok geliştiricinin gözdesi oldu. Özellikle getter / setter / builder gibi özellikler kodun sadeliğini korumak için anahtar nitelikte. 2022 yılında Java Records’un yaygınlaşmasıyla Lombok projesinin pabucunun kısmen dama atılmasını bekliyorum.

5 — Quarkus’un popülaritesi geçen yıl zaten patlamıştı. Bu sene de Quarkus projesinin popülaritesinin daha da artarak devam edeceğini öngörüyorum. Özellikle Quarkus’un Jakarta EE MicroProfile extensionları ile elde edecekleri hızlı başlama, düşük bellek kullanımı ve performans gibi özellikler kullanıcılara muazzam avantajlar sağlayabilir. Quarkus dışında Micronaut ve Helidon projeleri de 2022 yılında dikkat çekenler arasına girebilir.

Berk Ulsoy

Lean/Agile Transformation

2021 yılı yazılım endüstrisi açısından gayet iyi bir yıl oldu. Bunda hem karlılığı arttırma baskısı altındaki şirketlerin pahalı görünmesine rağmen yazılım odaklı çözümlere daha fazla eğilmesi, hem de dünyada kredi/yatırım imkanlarının (bambaşka bir tartışma konusu) artması etkili oldu. 2021’de göze çarpan, 2022’de de odakta olmaya devam edebilecek konulardan bazıları neler?

Uzaktan Çalışmak

Uzaktan çalışmak pandemi öncesine kadar nispeten kısıtlı sayıda yazılımcının tecrübe ettiği bir yaşamdı. Ağırlıklı olarak özellikle bu yaşamı tercih edenler ve çalıştığı şirket tarafından ofis/ev dengesi konusunda serbest bırakılanlardan oluşmuştu. Şu anda çok daha büyük bir kitle bu yaşamın içinde. Kimisi zorunluluktan, kimisi daha iyi ekonomik ve kariyer şartlarına ulaşmak için, kimisi denemek için katıldı.

Lakin hepimiz farklıyız ve temelli uzaktan çalışmak herkesin üstünde aynı pozitif etkiyi bırakmıyor. Bir şeylerin gerçekten bize uyup uymadığını, çoğu zaman onu birinci elden uzun uzadıya yaşamadan anlayamayız. 2022 yılının ilerleyen dönemlerinde temelli uzaktan çalışma konusunda muhasebelerin yapıldığını görebiliriz. Bu, mutlak bir doğrunun olmadığı, tamamen kişisel bir durum.

Low-code / No-code

Yazılım dünyasında “Low-code/No-code” enteresan tartışmalara yol açan konulardan. Endüstriyel açıdan baktığımızda yazılımın mühendislik olarak görevi, etki bırakan çözümleri ekonomik, hukuksal, ticari kriterlere uygun şekilde hayata geçirmek. Bunların arasında “citizen developer” dediğimiz, aslen yazılımcı olmayan fakat basit otomasyon kuralları yaratarak hem işini daha etkin yapmak hem de katma değerli başka işlere daha çok zaman bulabilmek fırsatına kavuşan kişiler var.

Low-code ve özellikle no-code çözümlerini üretmek, yazılım dünyasının gözdeliği artan yeni iş olanaklarının doğduğu alanlardan olmaya devam edecek.

Robotic Process Automation

“Low-code/No-code” deyip RPA’dan bahsetmemek olmaz. Yazılım dünyasında her gün bir değişiklik olurken, dünya ekonomisindeki kurumların çok büyük bir kısmı çalışanlarının geleneksel, yaygın, yüksek teknoloji içermeyen elementleri dijital dünyayla manuel bir şekilde birleştirmesi ile çalışıyor. Bir sürecin tamamen sayısallaştırılması her zaman yapılabilecek en doğru şey olmadığı gibi, birçok durumda kah ekonomik kah başka engellerden ötürü mümkün olmayabiliyor. RPA çözümleri iki uç nokta arasını başarılı bir şekilde doldurabildiklerini gösteriyorlar. 2022’de daha fazla kurumun süreçlerini yazılım dünyasında son yıllarda ürün portföyü gittikçe çeşitlenen RPA çözümleri ile otomatize edip etkinliklerini ilerlettiklerini görebiliriz.

Multi-Cloud

Geçtiğimiz senelerde defalarca tecrübe ettiğimiz üzere cloud provider’lar dahi milyonları etkileyen servis kesintisi yaşayabiliyorlar. Bu kesintilerin kimi kurumlara maliyeti, bu kesintiyi asla yaşamayacak şekilde yapılarını kurmanın maliyetinden daha fazla. Bu durum, şirketlerin multi-cloud senaryolarını planlarına katmalarına bir gerekçe oluyor.

Bir diğer gerekçe, cloud provider’ların kimisinin bir çözümde diğerlerine göre üstün iken diğerinde arkada kalması. Kurumlar tüm hizmetler için tek bir sağlayıcıya bağlanmaktansa aynı anda birkaç sağlayıcıyı kullanmayı gittikçe daha mantıklı görüyorlar.

Önümüzdeki yıl multi-cloud senaryoların artmasını sağlayabilecek bir başka gerekçe ise işin ekonomik tarafı. Cloud sağlayıcılar ile anlaşmalarını enterprise satış kanalları üstünden yapan büyük organizasyonlar için aynı anda birkaç cloud provider ile çalışmak aynı zamanda ciddi bir pazarlık gücü.

FinOps

Cloud hizmetlerinin kullanımı artarken baş ağrısı haline gelmeye başlayan bir konumuz var: FinOps ve Financial Trace.

Birçok organizasyon için cloud faturaları, ay sonunda ne ödeneceği, kimin ne için ne kadar harcama yaptığı, hangi harcamanın mantıklı hangisinin israf oldugu sisli bir mayın tarlası. Bu durumun önüne geçmek için kimi yerler cloud kullanımını karneye bağlarken, bir yanda da FinOps adı verilen yeni yaklaşım ortaya çıktı.

FinOps, cloud harcamalarının finansal hesap verme yükümlülüğünün tek bir merkezde toplanması yerine, gerekli şeffaflığı, detaylı ve canlı raporlamayı, analiz imkanlarını, finansal izleri tüm organizasyona yayarak ürün ekiplerinin de cloud harcamalarını etkileyen iş kararlarını yerel olarak alabilmelerine olanak sağlayan bir yaklaşım.

İsrafın önüne geçme yöntemi olarak hemen klasik silolaşmanın görüldüğü dünyada, FinOps prensiplerini hayata geçirip sadece kurumun akıllıca harcama yapmasının değil, aynı zamanda inovasyonun, time-to-market’ın önündeki en büyük engellerden olan siloların kırılmasında da en büyük rol oynayabileceklerin başında DevOps uzmanları geliyor.

Güvenlik

Artık güvenlik problemleri iyiden iyiye gündelik haber haline gelmeye başladı. Güvenlik konusuna önem veren kurumlar bile sorun yaşarken, birçok kurumda güvenlik için bir strateji, sorumlu bile yok.

Güvenlik ucuz bir yatırım değil. Üstüne üstlük çoğu durumda bu yatırımın karşılığı yükselen cirolar şeklinde alınamıyor ve tablolara baktığımızda gider hanesinde kalıyor. Fakat art arda çıkan krizler kurumları CSO organizasyonu oluşturmaya ve güvenliği sadece uygulama geliştirme değil, her alanda day-0’dan itibaren düşünmeye ve alışmaya zorluyor. Dolayısı ile 2022’yi, güvenliğin değişik alanlarında faaliyet gösteren uzmanların kendilerini yine oldukça meşgul bulacakları bir yol olarak görebiliriz.

2022’nin herkese ne ümit ediyorsa onu getirmesi dileğiyle…

Burak Selim Şenyurt

Senior Software Engineer

İnsanlığın uçmayı icat edene kadar dünya üzerinde geçirdiği süre düşünüldüğünde teknolojinin akıl almaz bir süratle ilerlediği gün gibi ortada. Hatta çoğu yenilik henüz endüstriyel anlamda kendini kanıtlamadan başka teknoloji hareketlerinin öncüsü olmakta. Bu bağlamda bir yıllık bir öngörüde bulunmak bana kalırsa çok zor. Yine de hangi alanlara doğru eğilim olacağını veya hangi alanlarda kendimizi yetiştirip hazırlamamız gerektiğini tartışmaya açabilirim. İşte başlıyoruz:

Siber Korumalar

Artık akıllanmayan cihaz kalmadı diyebiliriz. Neredeyse hepsi birbirine bağlanabilecek şekilde tasarlanıyor. Bu inanılmaz bir bilgi akışı demek. Lakin beraberinde getirdiği tehlikelerin de farkındayız. Bulunan ürünlerin zaman içerisinde yarattığı bağımlılıkların insan psikolojisi ve toplum üzerine ne denli etkileri olduğunu yeni yeni görüyoruz. Ayrıca dijital teröre doğru kayan siber korsanlığın giderek yaygınlaşması da söz konusu. Akıl sağlığımızı korumak adına sosyoloji ve psikoloji gibi alanlarda, dijitalleşmenin getirdiği tuzaklara karşı çözüm üretebilecek eleman ihtiyacının artacağına ve akademik çevrede bu konuların müfredata girerek uzmanlıklar haline gelmeye başlayacağına inanıyorum. Aynı sürecin özellikle dijital korsanlara karşı siber güvenlik alanında da olacağını düşünüyorum. Bir başka deyişle şirketlerin yazılım güvenlik ekiplerinin eğer yoksa siber korsanlarla da mücadele edebilecek yönde evrimleşmeye başlayacağını tahmin etmekteyim. Gerçekten siber korsanlar artık sıradan site saldırıları gerçekleştirmekten öteye geçti ve bağlanabilir tüm cihazları kırıp bilgi sızdıracak ya da daha çok hasar verecek etkilere neden olacak şekilde değişti. Özetle psikoloji ve güvenlik alanına hitap eden Siber Korumalar önümüzdeki yıla koymak istediğim iki kavram.

Metaverse (Evren Ötesi) Geliştirici

Sanal ve artırılmış gerçekliğin en büyük sonuçlarından birisi de evren ötesi desek yeridir. Gerçi “Evren Ötesi” diye çevriliyor ama bana “Öte Evren” ya da “Sanal Evren” daha uygun geliyor. Hatta “İkinci Şans” veya “Sanal Şans” diye de çevirebiliriz belki. Nitekim doğrudan çevirmek, etkisini anlamak açısından çok da yeterli değil bana kalırsa. İnsanların sosyal dünyada var olurken farklı kimliklere kolayca bürünebildiğini hepimiz biliyoruz. Gün içerisinde ünlü bir düşünür, yazar, televizyon yapımcısı, radyo spikeri veya Barcelona’ya tekrar dönüp ağları yine havalandıran Messi olmamız içten bile değil. Dolayısıyla insanlık için sanal bir evrende yeni bir kişilik bulmak, orada merkezi olmayan finansal hamleler yapmak, arsa ya da araba satın almak oldukça cazip görünüyor. Pek çok kaynakta okuduğumuz üzere Ready Player One filminde bahsi geçen evrene ulaşmaya az kaldı ve umarım oradaki gibi bir hayatı sürdürmek, oyunlardan coin kazanmaya uğraşmak anlamına gelmez. Bu yeni oluşumun yazılımcılar için önemli bir fırsat kapısını da araladığı inancındayım. Nitekim metaverse içerisine ürün geliştirmek için farklı yazılım disiplinlerine ve hatta donanım bilgisine sahip olmak gerekecektir. Bu noktada her yazılımcının VR gözlüğüne sahip olması belki mümkün görünmüyor ama bununla ilgili emulator uygulamalar pekâlâ gündeme gelebilir. Metaverse için özel olarak tasarlanmış birçok giyilebilir cihazın üretileceği ya da var olanların adapte edileceği de şüphesiz. Mekatronik mühendisliğinin daha da kıymetleneceği bir yıl bizi bekliyor gibi. Buna bağlı olarak önümüzdeki sene yazılımcıların metaverse içerisinde nasıl geliştirme yapılacağına dair çalışmalara girişeceğini de söylesek yeridir.

Remote Ürünler

Pandemi önümüzdeki yılda da hayatımızda olmaya devam edecek gibi duruyor. Geçtiğimiz dönemde gördük ki pek çok firma işlerinin mümkün kıldığı mertebede uzaktan çalışma dönemine iyiden iyiye alıştı. Geçen yıl uzaktan çalışma tekniklerinde verimliliği artıracak şekilde birçok uygulamanın hızla gelişimine ve yenilerinin çıkmasına tanıklık ettik. Artık sahnenin uzaktan çalışanların sanal olarak bunu yapabileceği bir ortama dönüşeceğini söylesem sanırım kimse şaşırmaz. Söz gelimi bir çevik metodoloji geleneği olan günlük özet toplantısını, güneş gözlüğü ağırlığında bir cihazla evinizde ama ofisin içinde ayakta yapabildiğinizi düşünün. Bir başka deyişle Teams, Zoom, Webex ve benzeri uygulamaların giyilebilir teknolojilerle entegre edilecek türde evrimleşeceğini öngörüyorum. Diğer yandan uzaktan çalışanlar evde bilgisayar başında çok daha fazla vakit geçirmeye başladılar. Bunun verdiği rahatsızlıkların önüne geçmek adına şirket için oyunlaştırma tabanlı aktivitelere yönelik uygulamaların giderek zenginleşeceği inancındayım. Çalışanların motivasyonlarını yüksek tutmak adına yeni ürünler için iyi bir pazar var diyebilir miyiz? Tabii iskelet sistemlerimizin bu uzun çalışma süreleri sonrası meslek hastalıklarına dönüşecek olması da ürkütücü bir gerçek. Bu sorunla ilgili olarak mimar ve mühendislerin sağlık sektörü ile hareket ederek konsept çözümler ortaya koyması pekâlâ mümkün olabilir. Bilgisayar kamerası veya kol saati gibi aygıtların yorgunluk belirtilerini algılayıp ara verdirmek için uğraşacak uygulamaları tetiklemesinden, bir süre ayakta kod yazmamızı sağlayacak çalışma masalarının çoğalıp yaygınlaşmasına kadar birçok yardımcı söz konusu olabilir.

İç Girişimcilik

Senenin son zamanlarında finans piyasaları inanılmaz bir hareket içerisinde. Döviz, altın gibi finansal enstrümanlardaki inanılmaz sıçrayışları hep birlikte gördük, hissettik. Bu dış pazarlara daha çok yazılım ürünü sunmak için iyi bir fırsat olabilir. Özellikle kalabalık nüfusa sahip yazılım firmalarının iç girişimcilik programlarına daha fazla yatırım yapacağını ve yurtdışına satılabilecek ürünler için yeni inisiyatifler başlatacağını düşünmekteyim. Başlatmayanlar varsa da geç kalmadan başlatsınlar derim. Gerçekten her şeyin dijitalleştiği, birbirine bağlandığı ve akıllandığı bir ortamda iyi fikirlerin yazılım teknolojileri ve cihazlarla birleşip pazara çıkması şirketler açısından oldukça kritik. Bu fikri sahiplenen firmalar büyük ihtimalle doğru pazarlara doğru fikirlerle girmek isteyecektir ve işte bazı problemler de burada baş gösterecektir. Zorlaşan hayat şartları sebebiyle motivasyonu giderek azalan çalışanlarınızdan iyi fikirleri nasıl toplar ve bunların ürün haline getirilmesi için çıkılan yolda onları nasıl desteklersiniz? Mali açıdan bu yol haritasına gücü yeten firmaların ürünleşme ile ilgili olarak yeni takımlar oluşturacağı ve hatta danışmanlıklar almaya başlayacağı bir seneye girmiş olabiliriz. Hali hazırda bu işle uğraşan danışmanlık firmalarına daha çok iş çıkacağını düşünüyorum.

Rust

Gelecek yılla ilgili beklentilerimde programlama dillerine değinmezsem elbette olmaz. Dünya çapında kod tabanının çok büyüdüğünü, yüzlerce servisten oluşan sistemlerin iş hattında faal olarak kullanıldığını, yaşı geçmiş monolitik ürünlerin değiştirilerek yeni nesil mimari altyapılar üzerine oturtulduğunu, cihaz odaklı geliştirmelerin ön plana çıktığını uzun süredir görüyoruz. Ancak ortada anlaşılması kolaylaşacağına giderek zorlaşan, daha iyi yetkinlikler gerektiren, birkaç değil bazen onlarca yardımcı araçla desteklenen, sürekli takip bekleyen sistemler dolaşmaya başladı. Üstelik gözden kaçırdığımız teknik borçlar da halen daha yeterli ölçüde yönetilemiyorlar ve artma eğilimini sürdürüyorlar. Yazılımlarımız böyle bir dünya içerisindeyken bazı yerlerde performans artırımı için farklı dillerle çözümler üretiliyor. Go bu noktada belki de en çok öne çıkan dillerden birisi ancak ben son yıllarda Rust’ın koşar adım geldiğini görüyorum. Benim de uğraştığım bir dil olan Rust’ın öğrenme eğrisi epey zor ancak sistem programlama, oyun motoru geliştirme, gömülü cihaz uygulamaları üretme ve performanslı web çözümleri hazırlama gibi alanlarda kendisini hissettiriyor. Şayet üniversitenin son yıllarında bir öğrenci olsam Rust’ı mutlaka öğrenmeye bakardım. Gerçekten domain odaklı yazılım geliştirme bir yana böylesine güçlü bir programlama dilini öğrenmek yetkinlikler açısından son derece kıymetli.

Yapay Zekâ Destekli Mikro Eğitim

Bir yetkinlikler furyasıdır alıp başını gitti. İçinde bulunduğumuz dünya her zaman bizden daha iyi olmamızı bekleyen performans metrikleri üzerine inşa edilmeye devam ediyor. Sonuç her şeyi acele bir şekilde öğrenmeye çalışarak çok yönlü olmayı bekleyen insanların artması. Hatta neredeyse gece yatıp sabah kalktığımızda herhangi bir konuda uzmanlaşabilelim derdindeyiz desek yeridir. Neo gibi birkaç saniyede Kung Fu öğrenmek için metaverse yeni bir alan yaratacak bunu biliyoruz ama henüz vakit var. Eğitimin mikro seviyelerde tasarlanarak işletilmesi uzun zamandır gündemde olan bir mevzu ancak çok yönlü olmak adına en doğru yetkinliklerin tespiti ve bunlar için gerekli yol haritasını çizecek araçlar gerekiyor. Keza birey olarak bu hıza yetişmemiz pek de mümkün değil. Tüm alışkanlıklarımızı takip ederek karakterimize uygun enstrümanları karşımıza çıkaran yapay zekâ gibi olguların mikro eğitimler için destekleyici olarak uygulanabileceği bir yıl söz konusu olabilir. Var olan yetkinliklerimizi çeşitli algılayıcılar ile öğrenen ve hangi alanda ne gibi eksiklerimiz olduğunu ve artırmak için nasıl bir patika izlememiz gerektiğini belirtecek sistemlerin hem de bulut tabanlı olarak pazara sokulacağı bir eğitim dünyasına adım atabiliriz.

Tamamen kişisel gözlemlerim çerçevesinde hazırladığım ve herhangi bir bilimsel dayanağı olmayan bu öngörülerim önümüzdeki bir sene içerisinde olmasa da gelecek yıllarda etkisini daha çok hissettirebilir. Yine de 2022 farklı başlangıçlara gebe bir yıl olacak gibi duruyor. Her ne kadar yazı boyunca metaverse geliştiricisi, siber koruma, rust vs dediysek de bazılarımızın an itibariyle kodlarına dönmesi ve bir şeyleri debug edip üretim ortamında oluşan problemlerle ilgilenmesi gerekiyor. Sözün özü yenilikler çok cezbedici alanların yolunu açacak belki ama bir yazılımcı günündeki rutin çalışmalar da devam edecek.

Sağlık, sıhhat yanınızda olsun efendim.

Coşkun Taşdemir

Gömülü Yazılım Mühendisi

Aşılamaların hızlanması ile 2021–22 kışını daha rahat geçirebileceğimizi umarken, yeni ve maalesef daha hızlı yayılan bir varyant ile yeniden kapanmaların yaşandığı bir zamandayız.

Ben bu satırları yazarken yaşadığım Hollanda’da temel ihtiyaç maddelerini satan yerler dışında tüm mekanlar kapalı. 2020 yılının mart ayından beri evden çalışıyorum ve görünen o ki bu bir süre daha böyle devam edecek. Sonrasında pandemi bitse de birçok şirket “hibrit” çalışmaya geçeceğini duyurdu bile. “Uzaktan çalışma” özellikle bilişim ve yazılım gibi alanlarda “yeni normal” haline geldi. Aslında “uzaktan” kelimesi işin bir merkezi olduğu (ofis, fabrika vs.) varsayımıyla bu merkezin yakınında olmama durumunu ifade ediyor. Ama dijital işlerde zaten bir merkez çoğu zaman ortada yok. Sadece belirli ekiplerin işbirliği ve bu iş birliğini kolaylaştırabilecek ortamlar var. Pandemi ile birlikte bu verimliliği aynı fiziki mekanda olmadan da sürdürme yeteneklerimizi geliştirmek zorunda kalıyoruz.

Uzaktan çalışma trendinin artık bizimki gibi sektörlerde “normal” hale geleceğini düşünüyorum. Bu konuda yeni birçok araç ve platform geliştirilecektir. Özellikle “gömülü sistemler” gibi çoğu zaman belirli bir cihaz ve sisteme bağımlı alanlarda da uzaktan çalışmayı kolaylaştırıcı araçların ortaya çıkacağını düşünüyorum. Uzaktan ölçüm, kontrol ve test sistemleri önemli yenilik alanlarından birisi olacak.

Uzaktan çalışma trendinden en çok zarar görenler mesleğe yeni atılan “junior”lar oluyor. Tecrübesiz olunan zamanlarda ekipteki daha tecrübeli kişilerle geçirilen “formel” ve “informel” zamanlar oldukça değerli oluyor. Çoğu zaman tecrübe aktarımı “kahve sohbetlerinde” gerçekleşiyor. Uzaktan çalışma düzeninde, işe başlatma süreçlerinde yaşanabilecek sıkıntılardan çekinen şirketler “Junior” geliştiricileri daha az istihdam etme eğiliminde. Ancak halihazırdaki “yetişmiş insan gücü” açığı durumu daha da zorlaştırıyor. Bu nedenle uzaktan eğitim, “onboarding” sistemleri gibi çözümlerin artacağını öngörüyorum.

Gömülü sistemler ve elektronik dünyasında son dönemin ikinci kriz konusu da “çipler”. Gündemde “çip krizi” adıyla hemen herkesin aşina olduğu bu problem büyük sıkıntılara yol açıyor. Birçok firma geliştirdiği ürünleri üreteceği çipleri tedarik edemediği için üretim kesintileri ya da tasarım değişikliğine gitmek zorunda kalıyor. Bu noktada yazılım mimarilerini farklı ürünler arasında geçiş yapabilecek şekilde “taşınabilir” olarak tasarlamanın önemi ortaya çıkıyor. Artık “ürüne göre çip” döneminden “elde ne varsa ona göre tasarım” dönemi yaşanıyor desek yanlış olmaz. Bu noktada mikrodenetleyici uygulamalarında piyasada bulunabilirliği fazla olan ürünler tercih ediliyor. 8 bitler giderek yok olacak derken 32 bitlerden 8 bitlik mikrodenetleyicilere aktarılan tasarımlar konuşuluyor.

Embedded Linux da kullanım alanını her geçen gün genişletiyor. Mikrodenetleyici taraflı uygulamalardan farklı yetenekler gerektirmesi bu konudaki insan kaynağı sıkıntısını da artırıyor. Genelde gömülü yazılım alanında çalışanların elektrik-elektronik vb.bölümlerden gelen insanlar olduğu düşünüldüğünde, bu alana yönelecek arkadaşların işletim sistemi, sürücüler, işletim sistemi üzerinde yazılım geliştirme gibi konularda kendilerini geliştirmeleri faydalı olacaktır.

C++ kullanımı da gömülü sistemler alanında giderek artıyor. Son dönemde C++ standardındaki güncellemelerle daha farklı bir çehreye bürünen ve artık “modern C++” olarak anılan dili daha çok konuşmaya devam edeceğiz gibi duruyor.

Son olarak şu anda içinde çalıştığım sektöre dair de bir şeyler söylemek istiyorum. Son dönemde otomotiv dünyasını azıcık göz ucuyla takip edenlerin bile fark ettiği bir trend var: elektrikli araçlar. Aslında elektrikli araç konusu çok yeni bir şey değil. İnternette gezinen 1900’lü yılların başındaki şarj olan elektrikli araç fotoğraflarını hepiniz görmüşsünüzdür. Aslında o zamanlar batarya teknolojisi çok geri olduğundan elektrikli araçlar içten yanmalı motora yenik düştü. Tesla firmasının yarattığı yeni akımla bugün geleneksel otomotiv üreticileri de -belki kendilerine kalsa uzun yıllar hiç girişmeyecekleri- elektrikli araç projelerini başlattılar.

Son dönemde otomotiv üreticilerinden ardı ardına “yazılım” ve “batarya” konularında yatırım haberleri duyuyoruz. Aslında bu iki alanın ortak özellikleri: geleneksel otomotiv üreticileri için uzak konular olması ve elektrikli araçlardaki en kritik bileşenler olması.

Yanlış anlaşılmak istemem; otomobiller içerisinde yazılım uzun zamandır var. Ancak elektrikli araçlarda yazılım, otomobil içerisindeki bir bileşen olmaktan çıkarak en önemli katma değer yaratıcısı haline geliyor.

Burada konuyu kısa kesmek adına şunu söylemek istiyorum: Otomotiv önümüzdeki yıllarda yazılım geliştiricilerin en çok istihdam edileceği alanlardan birisi olacak. Bu konuda heyecan verici gelişmeler yaşanacağına inanıyorum.

Pandemiden kurtulduğumuz ve heyecan verici gelişmeleri daha çok konuşacağımız bir yıl olmasını diliyorum.

Egemen İmre

System Engineer

Uydular ve Uzayda Yazılım — 2022

Uzay alanı genel olarak son derece tutucu ve yavaş olması ile ünlüdür. Kullanılacak işletim sistemlerinin bile yıllar öncesinden sabitlendiği, yeni (ve riskli) yazılım dilleri ve konseptlerinin “çalışan sistemi bozmayalım, icat çıkarmayalım” gibi “legacy” meselesi nedeniyle kapıdan kovalandığı bir sektör için 2022 öngörülerini yazmak, diğer katılımcılara oranla daha kolay gibi görünebilir. Gerçekten de yazılımların kullanıldığı alanları Veri Üretenler (uydular vb.) ve Veri İşleyenler olarak ikiye ayırdığımızda ilk ekip bu kötü ünü hak ediyor. Öngörülerimize onlarla başlayalım:

Uydu tasarım ve üretim süreçleri ile yer istasyonlarında kullanılan yazılımlar oturmuş ve devrimden ziyade evrimle gelişiyor demek mümkün. Ancak arkadan koşar adım gelen “NewSpace” camiası geçmişe sünger çekip her şeyi bambaşka ve daha verimli bir şekilde yapmayı vaat ediyor. Eski ve oturmuş şirketler kadar yazılım altyapısına (ve genellikle de paraya) sahip olmayan şirketlerin açık kaynak yazılımlarla gidebilecekleri kadar yol gitmeleri şaşırtıcı olmayacaktır. Benzer şekilde, yeni şirketler uydu üretimi için de yepyeni bir yaklaşım vaat ediyor. Eskinin az sayıda, büyük ve pahalı uyduları yerine azami bir otomasyona sahip bir seri üretim bandından çıkan, belki daha düşük kalite standartlarına sahip ama düşük maliyetli uydular bambaşka bir üretim paradigmasına işaret ediyor. Bunu sağlamak için gerekli otomasyon, üretim, 3B baskı, yazılım modelleme ve simülasyon ile test ve doğrulama tekniklerinin koşar adım gelişeceği yıllar bizi bekliyor diye düşünüyorum.

Uyduların üstündeki gömülü yazılımlar ve FPGA’ler de bir yandan esneklik, bir yandan da yüksek performans baskısı altındalar. “Software-defined satellite/payload”, yani yazılımlarının güncellenmesi ile uydudan ya da faydalı yükten daha yüksek performans elde edebilme ya da benzer bir başka görev yapabilme kavramları biraz fazla “hype” içerse de, uydulardan beklentilerin nereye gittiğine dair bize bir fikir veriyor. Diğer uçta ise, özelleşmiş uydular gitgide daha fazla veri üretiyor ve bu verilerin uydu üstünde sıkıştırılması ve belki de belli bir aşamaya kadar işlenmesi ya da gereksiz verilerin elenmesi gibi süreçler için daha yüksek performansta FPGA’ler ve daha karmaşık işlevler gerekecek gibi görünüyor.

İkinci ekip ise uydulardan gelen verileri işleyerek bunlardan faydalı ve katma değerli veriler elde edenler. Burası ise “icat çıkaranların” mekanı. Gelen verilerin miktarı, çeşitliliği, detayı ve sıklığı arttıkça bunların işlenmesinde de Makine Öğrenmesi ve yüksek performanslı işlemci ve/veya GPU “cluster”larının kullanılması yaygınlaşıyor. Savunma ve istihbarat harcamaları muhtemelen aslan payını alsa da, çevre ve iklim krizini anlamaya ve buna karşı önlem almaya yönelik uygulamalar da gitgide öne çıkıyor. Meteoroloji modellemesi ve hava tahminleri, tarımda rekolte tahmini ve tarlalardaki hastalıkların belirlenmesi ile orman yangınlarının izlenmesi gibi alanlar önem kazanıyor. Birçok Avrupa ve ABD uydusu verilerini açık olarak yayımlarken, bunların verilerini işleyen ya da buna hevesli araştırmacılar için bu verileri kullanılabilir hale getiren Açık Kaynak ve Açık Erişim yaklaşımlarının da adını anmamak olmaz.

Son olarak, uzay çöplerinin izlenmesi ve uyduların bundan kaçınması derdinden de bahsetmek gerekiyor. Tüm uydu operatörlerini birbirine bağlayacak, çarpışma uyarılarını ve yörünge değişikliklerini otomasyona bağlayabilecek bir sistem için de (bence) 2022 ağır adımların atıldığı bir yıl olacak. İşin teknik kısmına kıyasla idari ve diplomatik kısmının çözülmesine emek harcanacağı ve böylece heba edilecek bir yıl daha bizleri bekliyor.

Emre Karaoğlu

Cloud Operations Sr. Expert

“Yazılım trendleri”ne sızmış bir “ops expert” olarak bu yıl benim küçük dünyamdan altyapı (veya ops) dünyası nasıl görünüyor anlatmak isterim.

Aslında bu yazıya başlamadan geçen yılki yazımı (ve aslında diğer yazıları da) yeniden gözden geçirdim. Geçen yıl için neler beklemişim, neler beklediğim gibi olmuş diye. Evet teknoloji çok hızlı ilerliyor, beklentiler de çok hızlı değişiyor. Ancak Ops dünyası aynı zamanda işin CAPEX tarafını da içerdiği için ciddi yatırım maliyetleri istiyor. Bu da düşünüldüğü kadar hızlı dönüşememeye sebep olabiliyor. Hatta bazen en doğru maddi yatırım “dalgalar durulduktan sonra” yapılmak isteniyor (ki bence doğru olan da bu). İşte bu sebeple Ops dünyasındaki değişim biraz daha -görece- uzun yıllara yayılmak zorunda kalıyor.

Yine başlık başlık ilerlemek daha güzel olacak gibi:

Öncelik yine cloud native teknolojilerde ve yazılım dünyasının da göz bebeği olan Kubernetes’te olsun. Artık K8s clusterlarının yönetilmesi ciddi bir sorumluluk oldu. Bu yüzden de özellikle kurumsal çözüm için Vanilla Kubernetes kurmak yerine yönetilen (managed) veya enterprise Kubernetes çözümleri tercih ediliyor. Bu yıl da işte tam olarak bu teknolojilerin hem Dev hem de Ops tarafında artışını gözleyeceğiz. Özellikle kurumsal çözümlerde Red Hat gücü ile OpenShift, Suse gücü ile Rancher, VMware gücü ile Tanzu isimlerini daha çok duyacak gibiyiz ve bunları -halen etmeyenler için- tecrübe ve test edeceğiz. Ama bence bu çözümler daha çok on-prem’de kullanılacaktır. Tüm büyük cloud servis sağlayıcıları zaten yönetilen K8s servisi sunuyorlar. Bu yüzden zaten buralardan hizmet alanlar için hem daha kolay hem daha ucuz olabilir bu servisler. Fakat hibrit çözümlerde bütünlüğü sağlamak için de enterprise çözümleri tercih eden kurumlar elbette olacak. Bir de aslında bu çözümler yazılımcılar için de çok kullanışlı arayüzler sunuyor. 2022 Kubernetes’in yılı olacak. :D

Kubernetes yedeklenmesi konusunu da unutmamak gerek. Ciddi konulardan biri de burası. Artık vm için bile legacy dediğimiz bir dünyada yedekleme işleri tamamen bir standarta geldi derken K8s yedeklerinin halen eksikleri var gibi gözüküyor. Platformların standartlaşmaması, yedeklerdeki beklentilerin de henüz tam oturmaması derken K8s yedek alma ve kurtarma senaryoları bu yıl eksiklerini ciddi oranda tamamlar bence.

Yılın sonuna doğru öğrendiğim bir çözüm veya yaklaşım benim de aklımı karıştırmadı değil: Adına “Cloud Native Virtualization” denilen bu çözüm, sanal makine oluşturmayı ve yönetmeyi DevOps süreçlerinde artık çok alıştığımız YAML’lar ile yapmayı sağlıyor. Benim tecrübem OpenShift ile oldu. Altyapı olarak KVM kullanıyor. Bir Linux bare-metal sunucu üzerinde aynı arayüz ile hem OpenShift K8s clusterları hem de sanal makineleri yönetebiliyorsunuz. Bir YAML hazırlayıp vm ayağa kaldırmak değil de, “desired state” dediğimiz beklenen/istenen duruma hızlıca dönebilmek fazlaca fantastik geldi bana. Sanki VM’lere bakışımız da değişecek. “Biz zaten biliyorduk” diyenler çıkabilir çünkü sanırım 2019'dan beri bahsi geçen bir konu. Fakat halen de gelişmesi gereken yönleri var gibi gözüküyor. Öte yandan aynı altyapı ile hem VM’leri hem K8s’i yönetmek Ops yöneticilerini heyecanlandırır. (Beni heyecanlandırdı en azından:)) Bu arada VMware’in de benzer bir çalışmayı Tanzu ile yaptığını unutmayalım.

Aslında biraz da önceki paragrafla yaptığım girişi GitOps yaklaşımı ile bağlayayım. Yoksa siz hala GitOps’a nasıl geçeriz diye düşünmediniz mi? :) Artık her şeye “Cloud native” gözü ile bakıyorsak, GitOps yaklaşımını altyapımıza nasıl uygularız diye düşünmenin yılı olur 2022. :)

İşletim sistemi dünyasında Linux’un artan popülaritesi artarak devam edecek gibi gözüküyor. Dünya geneline değil sadece çalıştığımız yerlere bile baksak 2020 ve 2021 yılında kurulan Windows Server sayısı artışı ile Linux Server sayısı artışında çok ciddi farklar var. Sanki Microsoft da “Windows Server” ile var olmak yerine daha çok cloud, Microsoft 365 gibi “as a service” şirketi olmak istiyor gibi gözüküyor. Azure ve 365 tarafındaki agresif satış yaklaşımları da benim 2021 yılı beklentilerimdeki cloud ile alınan servislerin artışını destekler yönde. Kısacası 2022 Linux’un yılı olacak. :D

2021'i ciddi bir log4j açığı problemi ile kapatan security dünyası ise sürekli değişen standartlarını bize dikte etmeye devam ederken, zero day’ler için de ensemizde boza pişirmekten geri kalmaz. 2022 güvenliğin yılı olur. :D

Mutlaka eksiklerim, yanlışlarım olabilir. Bunlar için uyarılarınızı, tavsiyelerinizi de duymayı çok isterim. Şöyle bir oturup düşündüğümde aklıma ilk gelenler bunlar oldu. Ben de “2022 yazılım trendlerindeki” diğer yazıları okumak için sabırsızlanıyorum.

Fatih Kadir Akın

Senior Software Engineer

2022 Web Trendleri

Facebook’un Meta adını almasıyla 2022'ye büyük bir metaverse hype’ı ile girdik. Sonrasında Twitter’ın Ethereum ağına bağlanabiliyor olması Blokzincir ve NFT kavramlarını daha ciddiye bindirdi. Bu nedenle “dağıtık” ve “merkeziyetsiz” bir Web olmayı amaçlayan Web3, 2022 ile web geliştiricilerin önüne düşüverdi.

2022 yılındaki bu hızlı trend bana kalırsa bir süre daha hayatımızda yer edinecek ve önümüzdeki günlerde “Connect to Wallet” butonlarını daha sık göreceğiz.

Bununla beraber Blokzincire bağlanabilen WebGL ve WebAssembly destekli “web metaverse” denemeleri göreceğimizden neredeyse hiç şüphem yok. Dolayısıyla VR/AR cihazları ve tarayıcının etkileşimi konusunda yeni teknolojilere sahip olabiliriz.

Bu heyecanlı girişten sonra 2022'de web geliştirme tarafında beklediğim diğer trend ise “dark mode”. Çok 2021 trendi gibi hissettirse de 2021 daha çok mobil uygulamalarda dark mode’un giriş yılı olmuştu ve dönüşüm hala tamamlanmış değil. PWA’lerin yükselişi ve WebAssembly’nin gelişmesi ile artık tarayıcılar da çok ciddi işler yapabiliyor. Dolayısıyla “uygulamalara benzeyen web sayfaları” trendi 2022 yılında da devam edecek gibi görünüyor, dark mode ile birlikte tabii ki.

Geçmişte karmaşık olanın bugün basitleştiği, ama yeni çıkan her şeyin daha önceki karmaşık şeylerden daha fazla karmaşık olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bu basitleştirilmiş karmaşık yapılardan biri de tabii ki “sunucular”. Her şey PWA olunca back-end ihtiyacımız da azalıyor ister istemez. Azalan backend ihtiyacı da bizi daha basit yönetebileceğimiz micro-backendlere yönlendiriyor. İşte bu kelebek etkisinin sonucu olarak “Serverless” hiç şüphesiz ki hayatımızın bir parçası olacak ve 2022 yılında eskisinden daha sık duyacağız.

Öte yandan, gelişen yapay zeka teknolojileri Web’e daha fazla entegre olmaya başladı. Chatbot’lar her ne kadar şu an için çok komik seviyede olsalar da henüz çok küçükler ve yeterince iyi eğitilmediler. Fakat her geçen gün daha iyi hale geliyorlar. Özellikle pandemi dönemi boyunca her işimizi telefon ve internet üzerinden yaptığımız bu dönemde AI chatbotlarla web geliştiriciler olarak daha fazla içli dışlı olabiliriz.

Ve tabii ki No-code. Geliştirme dünyası bu kadar yoğun hareket ederken “geliştirmeme” dünyası da boş durmuyor ve “daha az geliştiriciye ihtiyaç duyarak değer üreten” bir sektör oluşuyor. 2022'de “Low code” ve “No-code” kavramları daha fazla karşımıza çıkacak ve çok fazla ürün göreceğiz. Galiba web geliştiriciler olarak birilerini kendimizden bıktırdık :)

Fatma Tanrısevdi

Director Of Engineering

Pandeminin etkisi, en iyimser ihtimalle 2022’nin ortalarına kadar devam edecek. Pandeminin, sektörümüze uzaktan çalışmanın yaygınlaşması ve hatta varsayılan çalışma biçimi olarak kalacak olması gibi bir etkisi oldu. Tahmin ediyorum ki 2022 yılı, uzaktan çalışan ekiplerden nasıl maksimum verim alınır ve/veya uzaktan çalışırken nasıl maksimum verimle çalışılır konularına kafa yorularak geçecek. Çalışan bağlılığını artırmak için neler yapılabilir konusu da epey gündemde kalacaktır.

Web 3.0, 2022’nin en popüler başlıklarından biri olacağını, daha 2021 bitmeden bize gösterdi bile. Web’in zaman içerisindeki gelişimini 3 aşamada inceleyebiliriz: Web 1.0, Web 2.0 ve gelmekte olan Web 3.0. Çok çok kısaca özetleyecek olursam; Web1 Web’i keşfettiğimiz, sınırlarımızı denediğimiz tek taraflı bilgi paylaşımı temelli bir iletişimdi. Genellikle statik içerikler text ve image olarak sunuluyordu. İnternet erişimi ne yaygındı ne de hızlıydı. 2000’lerin ortalarına doğru şu anda da deneyimlemeye devam ettiğimiz karşılıklı iletişim temelli bir yapıya geçtik ve buna Web 2.0 dedik. Sosyal medyanın altın çağı Web 2.0 ile birlikte geldi ve hükümdarlığını sürdürüyor.

Peki Web3 hayatımıza ne getiriyor?

Web3’ün diğerlerinden en temel farkı decentralization(merkezden uzaklaşma, dağıtıklık). Web3 applicationları tek bir sunucu ya da tek bir veritabanı ile çalışmak yerine, blok zincirlerinde ya da birçok peer-2-peer dağıtık ağ üzerinde çalışıyor/çalışacak. Bu uygulamalara dapp(decentralized app) deniyor ve Web3’le birlikte sıkça duyacağız gibi görünüyor.

Jamstack dünyasında 2 oyuncu ön planda ve 2022’de de liderliklerini sürdüreceklerini düşünüyorum; Gatsby JS ve Next.jsHer iki framework de react-base ve static site generation yapabiliyor. Next.js’in SSR desteği de var. 2022’de Next.js’in daha da yaygın olacağını öngörüyorum.

React demişken oradan devam edeyim. Tahmin ediyorum ki 2022 senesi yeni projeler için React.js’in daha az tercih edilmeye başlandığı bir yıl olacak. Next.js gibi daha yetenekli frameworklerin yeni projeler için daha çok tercih edileceğini düşünüyorum. Tabii yanılıyor da olabilirim. :). Bu arada React komünitesi 18. versiyon için hazırlanıyor. Durmuyorlar.

Angular cephesi de yarıştan düşmüyor. Senede 2 büyük release vaadini, 2021’de tutturmayı başardı. 2022’de de sorun çıkacağını sanmıyorum. Angular Universal(SSR) konusunda hayal kırıklığı yarattıklarını düşünüyorum. Gönlüm bu konuya daha çok eğilmelerinden yana ama kasımda yayımlanan roadmap’te bu konudan hiç bahsedilmemiş. Performans, öncelikli konu başlıkları gibi görünüyor.

Vue ve Svelte’i 2022’de sahnede göreceğiz. 2022 senesinin başka hangi JS framework’e gebe olduğunu merakla bekliyorum. :)

TypeScript’in tahtını sağlamlaştıracağını ve yeni projeler için mecburiyet olacağını düşünüyorum. Front-end komünitesi TypeScript’e neden ihtiyaç olduğunu anladı ve giderek içselleştiriyor.

2021’in sonlarına doğru adını daha sık duymaya başladığımız No-code, Low-code gibi kavramlar da 2022’nin konuşulan başlıklarından olacaklar gibi.

Hadi Tok

Software Engineer

Mobilde reactive UI framework’lere geçişin 2022’de hızlanacağını düşünüyorum. Android tarafında Jetpack Compose geçtiğimiz yıl içerisinde “stable” olarak yayınlanmıştı. Stable olmasından bu yana Compose ile alakalı bir çok problem çözülmüş gibi görünüyor, kullanıma daha hazır. iOS tarafında da SwiftUI’ın en büyük problemi iOS 13+ üzerinde kullanılabilmesiydi. Gördüğüm kadarı ile genelde mobil uygulamalarda son 3 ya da 4 iOS versiyonu destekleniyor. iOS 15 kullanımının artması ve iOS 16’nın yayımlanması ile daha çok uygulama SwiftUI kullanmaya başlayacaktır. Reactive stili, daha önce kullanılan imperative’e göre farklı bir mantık ile düşünüp kurgulamayı gerektiriyor. Daha önce Reactive bir UI framework’ü ile çalışmamış yazılımcıların yavaştan bu mantığı araştırıp öğrenmeleri faydalı olacaktır.

Reactive framework’lerin diğer bir temsilcisi Flutter, son iki yıldır büyük gelişme kat etmesine rağmen çok yaygın olarak kullanılmıyordu. “Flutter öğrenmeli miyim?” diye soranlara genelde “Ne kadar Flutter geliştirici ilanı var?” diye cevap veriyordum. Geçtiğimiz sene içerisinde iş ilanlarının ve profesyonel olarak çalışan Flutter geliştiricilerin sayısının arttığını gördüm. Bu trendin hızlanacağını düşünüyorum. Özellikle Türkiye’de yaşanan döviz krizi sonrası yazılım geliştirme maliyetleri büyük ölçüde artacak ve şirketler Flutter gibi gerekli iş gücünü azalttığını iddia eden teknolojilere daha sıcak bakacaklardır.

Türkiye’de yaşanan krizden bahsetmişken bununla alakalı bir uyarı yapmak istiyorum. Yurtdışına remote olarak çalışıp kazancın döviz ile alındığı durumdaki vergilendirmede bir belirsizlik var gibi. Sosyal medyada gördüğüm kadarı ile birçok kişi bu durumun gelir vergisinden istisna olduğunu düşünüyor. Devlet gelir sıkıntısı yaşadığı zamanlar yeni kaynak arayışına girer. Daha önce Youtube ve uygulama marketleri üzerinden gelir elde edenleri araştırmaya başlamıştı.. Benzer bir şekilde uzaktan yurtdışına çalışan yazılımcılar hedef alınabilir. Ankara Sanayi Odasının Hazine ve Maliye Bakanlığına verdiği dilekçe aslında bu durumun birilerinin gözüne batmaya başladığını gösteriyor. Bu durumdaki yazılımcıların bu işleri bilen bir muhasebeci ile görüşüp kendilerini güvene almaları mantıklı olur.

Son olarak da bu sene içerisinde geliştiriciler için bir farklılık oluşturur mu çok emin olmasam da telefonlar dışındaki cihazlar için hareketli bir yıl bizi bekliyor. Android’de tabletler için özel tasarlanmış bir uygulama deneyimi pek yok ne yazık ki. Katlanabilir cihazların kullanılabilirliklerinin artması ve yaygınlaşmaları bu durumu değiştirebilir. Katlanabilir cihazlar tam açık haldeyken tablete benzer bir ekran alanına sahip oluyorlar ve katlanabilir cihazlar için yapılan iyileştirmelerden tabletler de faydalanacaktır. Hem Google hem Samsung bu cihazlara özel deneyim sağlamaları için geliştiricileri teşvik etmeye çalışıyor. Büyük ekranlar için Apple tarafında M1 çiplerin iOS uygulamalarını çalıştırması yazılım firmalarına büyük ekranlardaki (iPad ve MacOS) deneyimi güzelleştirmek için bir teşvik olabilir.

Apple Watch akıllı saatler piyasasındaki en başarılı cihaz ve Android ekosistemi bu konuda baya geri kaldı. Samsung Galaxy Watch’ın Wear OS ile çıkması Android’de akıllı saat ekosistemi için umutları yeşertmişti. Google’ın Fitbit’i satın alımı sonrası çıkaracağı Pixel Watch’ın Wear OS tarafını biraz daha canlandıracağını düşünüyorum. Bu da uygulama geliştiricilere akıllı saatler tarafında güzel bir fırsat sunabilir.

İsmail Baskın

Founder

Sosyal Deprem ve Blockchain

Her sektörde olduğu gibi yazılım sektörünün de 2022 yılındaki temel belirleyicisinin 2 yıldır süren pandemi olacağı herkesin malumu. Fikirlerine katıldığım birçok ekonomist ekonomiye etkisi bakımından Covid-19 pandemisini dünya savaşlarıyla aynı kategoriye koyuyor. Tüm dünyada karar vericiler sürekli kötü seçenekler arasından birini seçmeye zorlandı ve her aldıkları kararda milyonlarca insanı rahatsız ettiler. Bu kararların faturası ortaya çıkmaya başladıkça da kitlelerin ulusal, uluslararası, özel her türlü organizasyonun çok daha derinden sarsılmaya devam edeceğini, insanlığın önceki tecrübelerine bakarak tahmin edebiliyoruz.

İşte bu noktada 2008 krizine tepki olarak 13 sene önce Bitcoin ile başlamış olan blockchain devrimi, DeFi (Decentralized Finance) ve DAO (Decentralized Autonomous Organization) çözümlerinin gelişimini daha da hızlandırarak devam ettirmesi için bir fırsat oluşturuyor. Geleneksel kurumların kendilerini tehdit eden bu tehlikeye karşı elindeki silah ise yine blockchain tabanlı merkezi dijital paralar olacağı öngörülüyor. Öyle ya da böyle bir kavga başladığında bariz bir sonucu olacak: devasa bir blockchain yazılım ve yazılımcısı ihtiyacı!

Uzaktan Çalışma ve Kurumsal Güvenlik

Uzaktan çalışma ile birlikte video konferans uygulamaları hayatımıza mecburi kararlarla hızlıca girdi. Fakat şirketler başta güvenlik gerekçeleri ile halen uzaktan çalışmaya yönelik teknolojik adaptasyonları tamamlamaktan çok uzaktalar. Örneğin; birçok çalışan kendi evinde kurumsal ve kişisel iki farklı cihaz kullanmak istemiyor. Ya da kişisel işleri için de kullandığı cihazda şirketin invazif kontrolcü uygulamalarından rahatsız oluyor. Sadece evden değil, güvensiz ağlardan da internete bağlanarak çalışabilmek istiyorlar. Bu gibi gereksinimler Zero Trust Model, BeyondCorp gibi konseptlerin adaptasyonunu kaçınılmaz hale getiriyor. Bu da güvenliğin network seviyesinden uygulama seviyesine geçmesine ve yazılımcıların OAuth, OIDC, SSO, SAML, PKCE gibi kavramları daha sık duymalarına yol açacak gibi görünüyor.

Artan Çalışan Sirkülasyonu ve DevOps

Uzaktan çalışmanın yaygınlaşması, bazı şirketlerin hızlı çöküşü ve bazılarının hızlı büyümesi gibi birçok olası sebeple yazılımcıların işverenlerine sadakati oldukça azaldı ve çalışan sirkülasyon oranı (Turnover rate) zirve yaptı.

Bu da yazılımcıların artık çalıştıkları alanı daha hızlı değiştirmelerini sağlıyor, bazen de mecbur kılıyor. Firmaları ise DevOps, DevS

0 Yorum:

Yorum Yap


Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapın veya kayıt olun.


İlginizi Çekebilir